background img

Son Yazılanlar

    Piyasaya çıktığı günden bu yana kullanıcılarını hızla arttırmayı başarabilen  ve piyasada ki değerini yükselten Pokemon go ne kadar güvenilebilir? Bence göründüğünün aksine hiçte masum bir oyun değil. Bu  oyundan ziyade kullanıcılarına komut gönderen ve onları istediği şekilde yönlendiren  Pokemon go bir çeşit beyini yönlendirme  ve yönetme biçimidir. Günümüzde ki nöropazarlama adını verebileceğimiz altında ise hedef kitleyi kontrol etme, gereken satış miktarına bu şekilde arttırma amacı güdüyor.


     Piyasaya çıktığı günden bu yana Nintendo  da yaklaşık 7.5$ Milyar  değerinde (yaklaşık 2 THY yapıyor ) bir pazar payı yakaladı. ABD pazarında ki ilk beş günlük  payı ise %5  ve Pokemon go yalnızca   ABD'de  ki Apple store'dan $1.6 milyon dolar elde etmesi bekleniyor. Bu kadar hızlı ilerlemesinin  altında elbette ki etkili bir  iletişim yatmaktadır. Bu kadar güçlü bir iletişim kurmayı başarabilen ve kendi piyasasını yaratabilen Pokemon Go'nun nasıl masum olduğunu düşünebiliriz ki?




Çıktığı ilk üç günde rekor bir kullanıcıya ulaşması iletişim çalışmalarının daha önceden başladığını  göstermektedir. Peki bu iletişim çalışmasının somut bir göstergesini daha önceden farkına varan oldu mu? Bu çalışmanın  nöropazarlamanın etkisi olduğu şüphesiz. Beyni kontrol etme işlevi gören nöropazarlamanın etkisi bu denli büyükse beyine komut veren bir sistemin etkisi elbette daha büyük olur. Bunun örnekleri çıkmaya  başladı bile...
''Tayvanda nadir bir Pokemon ortaya  çıkınca izdiham çıktı.''

   '
 ''Peki insanlar nasıl bu kadar saldırgan olabiliyor'' sorusuna gelince. Yukarıda yazdığım gibi beyini yönlendiren komut sistemiyle  hedef kitleyi istediği ortamda toplayabilen bir sistemden söz ediyoruz. Bunun masum bir oyun olduğunu söylemek elbette doğru olmaz. Günümüzde ki terör örgütlerin, terör faaliyetlerin gerçekleştirdiği ortamlar bilindik büyük  kalabalık meydanlar olduğu gerçeği hepimizce malum. Peki bu komut sistemiyle bir terör olayının gerçekleşmeyeceği garantisini kim verebilir?


Pokemon Go

    Piyasaya çıktığı günden bu yana kullanıcılarını hızla arttırmayı başarabilen  ve piyasada ki değerini yükselten Pokemon go ne kadar güvenilebilir? Bence göründüğünün aksine hiçte masum bir oyun değil. Bu  oyundan ziyade kullanıcılarına komut gönderen ve onları istediği şekilde yönlendiren  Pokemon go bir çeşit beyini yönlendirme  ve yönetme biçimidir. Günümüzde ki nöropazarlama adını verebileceğimiz altında ise hedef kitleyi kontrol etme, gereken satış miktarına bu şekilde arttırma amacı güdüyor.


     Piyasaya çıktığı günden bu yana Nintendo  da yaklaşık 7.5$ Milyar  değerinde (yaklaşık 2 THY yapıyor ) bir pazar payı yakaladı. ABD pazarında ki ilk beş günlük  payı ise %5  ve Pokemon go yalnızca   ABD'de  ki Apple store'dan $1.6 milyon dolar elde etmesi bekleniyor. Bu kadar hızlı ilerlemesinin  altında elbette ki etkili bir  iletişim yatmaktadır. Bu kadar güçlü bir iletişim kurmayı başarabilen ve kendi piyasasını yaratabilen Pokemon Go'nun nasıl masum olduğunu düşünebiliriz ki?




Çıktığı ilk üç günde rekor bir kullanıcıya ulaşması iletişim çalışmalarının daha önceden başladığını  göstermektedir. Peki bu iletişim çalışmasının somut bir göstergesini daha önceden farkına varan oldu mu? Bu çalışmanın  nöropazarlamanın etkisi olduğu şüphesiz. Beyni kontrol etme işlevi gören nöropazarlamanın etkisi bu denli büyükse beyine komut veren bir sistemin etkisi elbette daha büyük olur. Bunun örnekleri çıkmaya  başladı bile...
''Tayvanda nadir bir Pokemon ortaya  çıkınca izdiham çıktı.''

   '
 ''Peki insanlar nasıl bu kadar saldırgan olabiliyor'' sorusuna gelince. Yukarıda yazdığım gibi beyini yönlendiren komut sistemiyle  hedef kitleyi istediği ortamda toplayabilen bir sistemden söz ediyoruz. Bunun masum bir oyun olduğunu söylemek elbette doğru olmaz. Günümüzde ki terör örgütlerin, terör faaliyetlerin gerçekleştirdiği ortamlar bilindik büyük  kalabalık meydanlar olduğu gerçeği hepimizce malum. Peki bu komut sistemiyle bir terör olayının gerçekleşmeyeceği garantisini kim verebilir?



       Otağtepe, İstanbul Kavacık'ta  yüzden fazla çeşitli bitkiyi, İstanbul boğazının manzarası karşısında bir arada görme fırsatı sunan güzel bir gezi mekanımız.Hiç görmediğim ve adını bile duymadığım onlarca bitki çeşidi...  Giriş saatleri 9:30-20:30 (yanlış hatırlamıyorsam tam olarak bu saatlerdeydi) ve giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor.  Özel aracıyla gelenler girişte bulunan otoparkta gönül rahatlığıyla aracını park edebilirler. Yeşillikler içinde geniş bir yürüyüş mekanı  sağlayan Otağtepe araç trafiğine kapalı olması  yayalar için kaliteli bir gezi imkanı sunuyor. Tepeye ulaşım ise aracı olmayanlar için Üsküdar'dan 15M  otobüsleri tepeye kadar çıkmaktadır.


 Girişte bu ve buna benzer manzarlar sizi karşılayacak. İçerisinde herhangi bir cafe, lokanta benzeri işletmeler bulunmamaktadır. Lakin çevresinde cafe ve lokanta mevcut.


En çok rağbet gören kısım, tahmin edebileceğiniz gibi burası. Fakat bu güzel manzaraya karşı profesyonel fotoğraf çekiminin yasak olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım. Sanırım tek eksi tarafı bu.



Köprünün bulunduğu bu kısım  ise Caretta carettaların yüzdüğü yapay bir gölet.


Keyifli gezmeler, umarım beğenirsiniz. :)

Otağtepe I Gezi Notlarım

       Otağtepe, İstanbul Kavacık'ta  yüzden fazla çeşitli bitkiyi, İstanbul boğazının manzarası karşısında bir arada görme fırsatı sunan güzel bir gezi mekanımız.Hiç görmediğim ve adını bile duymadığım onlarca bitki çeşidi...  Giriş saatleri 9:30-20:30 (yanlış hatırlamıyorsam tam olarak bu saatlerdeydi) ve giriş için herhangi bir ücret ödenmiyor.  Özel aracıyla gelenler girişte bulunan otoparkta gönül rahatlığıyla aracını park edebilirler. Yeşillikler içinde geniş bir yürüyüş mekanı  sağlayan Otağtepe araç trafiğine kapalı olması  yayalar için kaliteli bir gezi imkanı sunuyor. Tepeye ulaşım ise aracı olmayanlar için Üsküdar'dan 15M  otobüsleri tepeye kadar çıkmaktadır.


 Girişte bu ve buna benzer manzarlar sizi karşılayacak. İçerisinde herhangi bir cafe, lokanta benzeri işletmeler bulunmamaktadır. Lakin çevresinde cafe ve lokanta mevcut.


En çok rağbet gören kısım, tahmin edebileceğiniz gibi burası. Fakat bu güzel manzaraya karşı profesyonel fotoğraf çekiminin yasak olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım. Sanırım tek eksi tarafı bu.



Köprünün bulunduğu bu kısım  ise Caretta carettaların yüzdüğü yapay bir gölet.


Keyifli gezmeler, umarım beğenirsiniz. :)


MİMLENDİNİZ :)


Sevgili arkadaşım ve blogunu beğenerek okuduğum deepciğim beni üçüncü kez mimledi. Eee Allah'ın hakkı üçtür dimi :)) Onun kadar sevimli ve samimi cevaplar veremezsem de dilimden döndüğünce cevaplamaya çalışıcam.

Öncelikle blogcuların adeta gönül köprüsü olan deep arkadaşımızın  blogu, bu
 http://sadevederin.blogspot.com.tr  adreste ikamet etmektedir  . Kendisini bir ziyaret edersiniz değil mi :)
bu
Gel gelelim soruların cevaplarına;

1. Soru: Nasıl blog yazmaya başladınız?

El-cevap; Blog açmadan evvel, hep severek ve beğenerek aldığım defterlerime (güzel olmayan deftere de yazmam hee),  facebook hesabıma veya instgramda paylaştığım fotoğraflarımın altına yazardım.Lakin  Sürekli dilim ''benim yazılarımın yeri buralar değil'' der dururdu. Bir müddet şimdilerde kapalı olan bir bölgesel haber sitesinde yazdım. Site benim insiyatifimde olmayınca pek zevk alamadım haliyle... derken blogu öğrendim. Ve kendi bedenine oturan kıyafeti bulmuş bir kadın edasıyla  ''bu bana tam oturdu'' dedim. Sonuç uzun bir zaman olmasa da yaklaşık bir senedir buralardayım .




2.Soru: Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazsan bu ne olurdu?
 Yemek yemeyi ve mutfakta zaman geçirmeyi seven biri olarak bu kesinlikle yemek-tatlı üzerine olurdu.



3.Soru: Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?
Öncelikle edebiyat ve sanata dair yazılar yazan, yeniliklerden haber veren bloglar; kitap tavsiyesinde bulunan, yemek, gezi, kendi öykü-şiirlerini yazan ve  kişisel yazan bloglar favorim. 

4. Soru: Hayatta yapmayı en çok istediğiniz üç şey:

Bunu üç şeyle sınırlandırmak... Iımmm sanırım ilki gezmek ve öğrenmek, sonra kitap okumak son olarak sevdiklerimin yanında olmak. Bunlar,  benim mutlu olmam için yeterli olduklarından diğer isteklerimi sıralamadım. Yoksa ne maceralar var aklımda :))



Mimlediklerim:
Gökhan Tekin
Naz
Kore fenomeni
Yağmur Tozu
Daha mutlu yaşam
Siyah kuğu

Liste kabarık. Bu mimi okuyan herkesi mimlemiş olayım. Sevgiler :)

Mim*1

MİMLENDİNİZ :)


Sevgili arkadaşım ve blogunu beğenerek okuduğum deepciğim beni üçüncü kez mimledi. Eee Allah'ın hakkı üçtür dimi :)) Onun kadar sevimli ve samimi cevaplar veremezsem de dilimden döndüğünce cevaplamaya çalışıcam.

Öncelikle blogcuların adeta gönül köprüsü olan deep arkadaşımızın  blogu, bu
 http://sadevederin.blogspot.com.tr  adreste ikamet etmektedir  . Kendisini bir ziyaret edersiniz değil mi :)
bu
Gel gelelim soruların cevaplarına;

1. Soru: Nasıl blog yazmaya başladınız?

El-cevap; Blog açmadan evvel, hep severek ve beğenerek aldığım defterlerime (güzel olmayan deftere de yazmam hee),  facebook hesabıma veya instgramda paylaştığım fotoğraflarımın altına yazardım.Lakin  Sürekli dilim ''benim yazılarımın yeri buralar değil'' der dururdu. Bir müddet şimdilerde kapalı olan bir bölgesel haber sitesinde yazdım. Site benim insiyatifimde olmayınca pek zevk alamadım haliyle... derken blogu öğrendim. Ve kendi bedenine oturan kıyafeti bulmuş bir kadın edasıyla  ''bu bana tam oturdu'' dedim. Sonuç uzun bir zaman olmasa da yaklaşık bir senedir buralardayım .




2.Soru: Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazsan bu ne olurdu?
 Yemek yemeyi ve mutfakta zaman geçirmeyi seven biri olarak bu kesinlikle yemek-tatlı üzerine olurdu.



3.Soru: Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?
Öncelikle edebiyat ve sanata dair yazılar yazan, yeniliklerden haber veren bloglar; kitap tavsiyesinde bulunan, yemek, gezi, kendi öykü-şiirlerini yazan ve  kişisel yazan bloglar favorim. 

4. Soru: Hayatta yapmayı en çok istediğiniz üç şey:

Bunu üç şeyle sınırlandırmak... Iımmm sanırım ilki gezmek ve öğrenmek, sonra kitap okumak son olarak sevdiklerimin yanında olmak. Bunlar,  benim mutlu olmam için yeterli olduklarından diğer isteklerimi sıralamadım. Yoksa ne maceralar var aklımda :))



Mimlediklerim:
Gökhan Tekin
Naz
Kore fenomeni
Yağmur Tozu
Daha mutlu yaşam
Siyah kuğu

Liste kabarık. Bu mimi okuyan herkesi mimlemiş olayım. Sevgiler :)


     1948 Yıllarında eski uygur türkçesiyle  Abdurrehim Ötkür tarafından yazılmış ve yakın tarihlerde Abdurrehim  Heyit tarafından okunan bu türkü, muazzam.  Yani kısaca söylemem gerekirse  bu türküyle bir tanışan, ısrarla dinlemeye devam ettiğine şahit oluyorum. Aslında  Türkü, Erzurumlu Emrah diye bildiğimiz tasavvuf  şairinin  şiiri olan, Cem karaca'nın  ve bir çok sanatçı tarafından seslendirilen ''dedi yok yok''  türküsüne  çok benzemektedir.  İkisinin arasında ki benzerlik ise şöyle;

Dedim ismin nedir? Dedi Ayhan'dır,
Didim yurdun nere? Dedi Turpan'dır,
Dedim başındaki? Dedi hicrandır,
Dedim hayran mısın? O dedi yok-yok.   (-Abdurrehim Ötkür)




Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir oy dedi kaşımdır 
Dedim ak memeler oy dedi koynumda 
Dedim ver öpeyim söyledi yok 
Yok yok yok yok yok                         (-Ezurumlu Emrah)







Biri Çin'de bir diğeri Erzurum'da olan  ve farklı dönemlerde yaşamış olan iki şairimiz, kaynaklara göre birbirini tanıma imkanları yok. Benzer bir eseri ortaya koymalarının sebebi  geçmiş tarihte benzer bir olaydan esinlenmiş olabileceği  düşünülüyor. Şahsi fikrim, ortada dilden dile dolaşan bir aşk hikayesi olabileceği... bazı rivayetlere göre ise Abdurrehim Ötkür  genç bir kıza söylenmiş olarak görülen bu şiirin aslında, o dönemde bağımsızlık savaşı veren vatanına yazdığı ve Adurrehim Ötkür'ün milliyetçi bir kimliğe sahip olduğu söylenir.

 Gönül ister ki TRT,  zengin türkü hikayesi arşivine  bu türkünün hikayesini de açığa çıkarıp eklese ne güzel olur değil mi? Neyse biz türkünün güzelliği ile dalıp dalıp gidelim...


Türkünün devamını da şöyle iliştiriyim şuraya :)
Seher vakti görünce gözüm sultanını,
Dedim sultan mısın? O dedi yok-yok.
Gözleri ışıltılı , elleri kınalı,
Dedim Çolpan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim ismin nedir? Dedi Ayhan'dır,
Didim yurdun nere? Dedi Turpan'dır,
Dedim başındaki? Dedi hicrandır,
Dedim hayran mısın? O dedi yok-yok

Dedim aya benzer, dedi yüzüm mü?
Dedim yıldız gibi, dedi gözüm mü?
Dedim ışık saçar, dedi sözüm mü?
Dedim volkan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim kıyak nedir? Dedi kaşımdır,
Dedim kunduz nedir? Dedi saçımdır,
Dedim on beş nedir? Dedi yaşımdır,
Dedim canan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim deniz nedir? Dedi kalbimdir,
Dedim rânâ nedir? Dedi lebimdir,
Dedim şeker nedir? Dedi dilimdir,
Dedim ver ağzıma? O dedi yok-yok.

Dedim zincir var, dedi boynumda,
Dedim ölüm var, dedi yolumda,
Dedim ya bilezik? Dedi kolumda,
Dedim korkar mısın? O dedi yok-yok.

Dedim niçin korkmazsın? Dedi Tanrım var,
Dedim ya başka? Dedi halkım var,
Dedim daha yok mu? Dedi ruhum var,
Dedim memnun musun? O didi yok-yok.

Dedim istek nedir? Dedi gülümdür,
Dedim ya mücadele? Dedi yolumdur,
Dedim Ötkür neyindir? Dedi kulumdur,
Dedim satar mısın? O didi yok-yok.

Karşılaşınca

     1948 Yıllarında eski uygur türkçesiyle  Abdurrehim Ötkür tarafından yazılmış ve yakın tarihlerde Abdurrehim  Heyit tarafından okunan bu türkü, muazzam.  Yani kısaca söylemem gerekirse  bu türküyle bir tanışan, ısrarla dinlemeye devam ettiğine şahit oluyorum. Aslında  Türkü, Erzurumlu Emrah diye bildiğimiz tasavvuf  şairinin  şiiri olan, Cem karaca'nın  ve bir çok sanatçı tarafından seslendirilen ''dedi yok yok''  türküsüne  çok benzemektedir.  İkisinin arasında ki benzerlik ise şöyle;

Dedim ismin nedir? Dedi Ayhan'dır,
Didim yurdun nere? Dedi Turpan'dır,
Dedim başındaki? Dedi hicrandır,
Dedim hayran mısın? O dedi yok-yok.   (-Abdurrehim Ötkür)




Dedim inci nedir dedi dişimdir
Dedim kalem nedir oy dedi kaşımdır 
Dedim ak memeler oy dedi koynumda 
Dedim ver öpeyim söyledi yok 
Yok yok yok yok yok                         (-Ezurumlu Emrah)







Biri Çin'de bir diğeri Erzurum'da olan  ve farklı dönemlerde yaşamış olan iki şairimiz, kaynaklara göre birbirini tanıma imkanları yok. Benzer bir eseri ortaya koymalarının sebebi  geçmiş tarihte benzer bir olaydan esinlenmiş olabileceği  düşünülüyor. Şahsi fikrim, ortada dilden dile dolaşan bir aşk hikayesi olabileceği... bazı rivayetlere göre ise Abdurrehim Ötkür  genç bir kıza söylenmiş olarak görülen bu şiirin aslında, o dönemde bağımsızlık savaşı veren vatanına yazdığı ve Adurrehim Ötkür'ün milliyetçi bir kimliğe sahip olduğu söylenir.

 Gönül ister ki TRT,  zengin türkü hikayesi arşivine  bu türkünün hikayesini de açığa çıkarıp eklese ne güzel olur değil mi? Neyse biz türkünün güzelliği ile dalıp dalıp gidelim...


Türkünün devamını da şöyle iliştiriyim şuraya :)
Seher vakti görünce gözüm sultanını,
Dedim sultan mısın? O dedi yok-yok.
Gözleri ışıltılı , elleri kınalı,
Dedim Çolpan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim ismin nedir? Dedi Ayhan'dır,
Didim yurdun nere? Dedi Turpan'dır,
Dedim başındaki? Dedi hicrandır,
Dedim hayran mısın? O dedi yok-yok

Dedim aya benzer, dedi yüzüm mü?
Dedim yıldız gibi, dedi gözüm mü?
Dedim ışık saçar, dedi sözüm mü?
Dedim volkan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim kıyak nedir? Dedi kaşımdır,
Dedim kunduz nedir? Dedi saçımdır,
Dedim on beş nedir? Dedi yaşımdır,
Dedim canan mısın? O dedi yok-yok.

Dedim deniz nedir? Dedi kalbimdir,
Dedim rânâ nedir? Dedi lebimdir,
Dedim şeker nedir? Dedi dilimdir,
Dedim ver ağzıma? O dedi yok-yok.

Dedim zincir var, dedi boynumda,
Dedim ölüm var, dedi yolumda,
Dedim ya bilezik? Dedi kolumda,
Dedim korkar mısın? O dedi yok-yok.

Dedim niçin korkmazsın? Dedi Tanrım var,
Dedim ya başka? Dedi halkım var,
Dedim daha yok mu? Dedi ruhum var,
Dedim memnun musun? O didi yok-yok.

Dedim istek nedir? Dedi gülümdür,
Dedim ya mücadele? Dedi yolumdur,
Dedim Ötkür neyindir? Dedi kulumdur,
Dedim satar mısın? O didi yok-yok.

     Murat Menteş, okumak isteyip de okuyup okumamak arısında kaldığım yazarlardan. Okuyacağım kitaplardan biraz fazla seçiciyimsem demek ki... Sonraları sık sık tavsiye üzerine karşıma çıkınca okumam gerektiğini düşündüm.

      Kitabın ilk sayfalarından  okuyucu, yazarın hayal dünyasına giriyor. Çarpışan trenler, trenlerden fırlayan kellelerle  bir asırı devirmiş olan gazi Ruhi Mücerret'in,  biran evvel ahirete  intikal etme  temennilerinin içinde bulacaksanız kendinizi. Bir cümlede kahkaha atarken diğer bir cümlede derin bir düşünceye dalıp gitmeniz garanti.



                                              Kitaptan Altını Çizdiğim Cümlelerden


-dün görüşemedik , nerelerdeydiniz?
+ 30 sene evvel bana '' 3 ay ömrünüz kaldı'' diyen doktorun cenaze merasimindeydim.






'' Tamam, ölenle ölünmüyor. Lakin yaşayanla da yaşanılmıyor. Ben hayattayım diye, evlatlarım bana eşlik etmiyor''



''100 yaşındaysanız, insanlar sizi her gördüklerinde hala canlı olmanıza şaşarlar. Diri rolü yapmayı artık bırakmanızı, ölümünüzü ilan etmenizi beklerler''



'' İnsanlar sizi ne kadar aptal sanıyorlarsa, onları öldürdüğünüzde o kadar şaşırırlar''

''Kabuslar strese iyi gelir, facialar can sıkıntısını yok eder''

'' Gençken, akan zaman beni alır götürürdü, şimdiyse donmuş zamanı ben sırtımda taşıyorum''

''Eğer kainat güzeli seçilmediyse, adaylığını koymadığındandır.''

'' Benden bir merhamet damlası, teselli kırıntısı, metanet  zerresi umuyor. Halbuki ben onun düşmekten korktuğu uçurumun dibiyim''


''Fidan dik , kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla... İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendiren, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir.''


''-Hani... 'Bir yetimi çocuğun başını okşa. O zaman, onun gözlerinde Allah'ı görürsün. Bir fakire yardım et. Onun gözlerinde Allah'ı görürsün. Bir kediye yiyecek ve su ver. Onun gözlerinde Allah'ı görürsün' demiştiniz ya?
    + Evet?
-Peki... ya, haşa kendini Allah'ın yerinde vehmedip, o gözlerde kullarını görürse?''



 

RUHİ MÜCERRET KİTAP YORUMUM

     Murat Menteş, okumak isteyip de okuyup okumamak arısında kaldığım yazarlardan. Okuyacağım kitaplardan biraz fazla seçiciyimsem demek ki... Sonraları sık sık tavsiye üzerine karşıma çıkınca okumam gerektiğini düşündüm.

      Kitabın ilk sayfalarından  okuyucu, yazarın hayal dünyasına giriyor. Çarpışan trenler, trenlerden fırlayan kellelerle  bir asırı devirmiş olan gazi Ruhi Mücerret'in,  biran evvel ahirete  intikal etme  temennilerinin içinde bulacaksanız kendinizi. Bir cümlede kahkaha atarken diğer bir cümlede derin bir düşünceye dalıp gitmeniz garanti.



                                              Kitaptan Altını Çizdiğim Cümlelerden


-dün görüşemedik , nerelerdeydiniz?
+ 30 sene evvel bana '' 3 ay ömrünüz kaldı'' diyen doktorun cenaze merasimindeydim.






'' Tamam, ölenle ölünmüyor. Lakin yaşayanla da yaşanılmıyor. Ben hayattayım diye, evlatlarım bana eşlik etmiyor''



''100 yaşındaysanız, insanlar sizi her gördüklerinde hala canlı olmanıza şaşarlar. Diri rolü yapmayı artık bırakmanızı, ölümünüzü ilan etmenizi beklerler''



'' İnsanlar sizi ne kadar aptal sanıyorlarsa, onları öldürdüğünüzde o kadar şaşırırlar''

''Kabuslar strese iyi gelir, facialar can sıkıntısını yok eder''

'' Gençken, akan zaman beni alır götürürdü, şimdiyse donmuş zamanı ben sırtımda taşıyorum''

''Eğer kainat güzeli seçilmediyse, adaylığını koymadığındandır.''

'' Benden bir merhamet damlası, teselli kırıntısı, metanet  zerresi umuyor. Halbuki ben onun düşmekten korktuğu uçurumun dibiyim''


''Fidan dik , kuş besle, evlat büyüt, umut ve sevinç aşıla... İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendiren, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir.''


''-Hani... 'Bir yetimi çocuğun başını okşa. O zaman, onun gözlerinde Allah'ı görürsün. Bir fakire yardım et. Onun gözlerinde Allah'ı görürsün. Bir kediye yiyecek ve su ver. Onun gözlerinde Allah'ı görürsün' demiştiniz ya?
    + Evet?
-Peki... ya, haşa kendini Allah'ın yerinde vehmedip, o gözlerde kullarını görürse?''



 


İzleyiciler

En Çok Okunanlar

MrsSivekar

MrsSivekar
MrsSivekar